Murat Ertel
© Levan Uzbay
MÜZİK

Murat Ertel: "Doğaçlama müziğin gerçek müzik olduğuna inanıyorum"

Red Bull Music Festival İstanbul'un doğaçlama düetlere tanık olacağımız ayağı Round Robin'in küratörü Murat Ertel ile eski grubu ZeN'den girdik, aşık kültüründen çıktık.
Yazar: Berk Sayan
9 dakikalık okumaPublished on
26 - 30 Eylül tarihleri arasında İstanbul'un kültür sanat hayatına hareket geliyor! Red Bull Music Festival İstanbul dört ayrı konsept altında 40 sanatçıyı şehirde ağırlayacak. Farklı noktalarda sıra dışı performanslara tanıklık etmek festival boyunca mümkün olacak. Festivalin detaylı programına şuradan ulaşılabilir.
Bu sıra dışı performanslar arasında en dikkat çekici olanlardan biri de Round Robin isimli doğaçlama düetlerin gerçekleşeceği konser. ZeN ve BaBaZuLa gibi gruplardan tanıdığımız Murat Ertel'in küratörlüğünde seçilen 16 müzisyen 26 Eylül’de Avusturya Başkonsolosluğu/Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi’nde olacaklar.
Round Robin 26 Eylül’de Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi’nde

Round Robin 26 Eylül’de Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi’nde

© Red Bull Music

Gecenin formatı epey ilginç. Sahneye gelen ilk müzisyen öncelikle beş dakika solo olarak doğaçlama yapıyor. Ardından sahneye ikinci müzisyen geliyor ve ikili yine beş dakika boyunca duo olarak doğaçlama yapıyorlar. Akış, ilk gelen müzisyenin sahneden inmesi ve diğer müzisyenin yeni konuğunu ağırlaması ile devam ediyor. Round Robin detayları şu linkte, biletler ise şurada.
Festivalin hemen öncesinde bu özel gecenin küratörü Murat Ertel ile doğaçlama müzik, ZeN, BaBa ZuLa, saz üslubu ve aşık kültürü gibi başlıklar çerçevesinde keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Hemen aşağıda.
Doğaçlama müziğin gerçek müzik olduğuna inanıyorum. Hiçbir cilalama, paketleme yok. Çok dürüst ve cesur bir yaklaşım. O akıcılıkta yalansız, bütün hatalarla, günahlarla ortaya çıkan bir şey olduğu için çok heyecan verici.
Murat Ertel
Murat Ertel sahnede

Murat Ertel sahnede

© Şahan Nuhoğlu

Söze ZeN ile başlamak istiyorum çünkü hem konuyu doğaçlamaya bağlayacağım hem de sizi bildiğim en eski 'resmi' işiniz o. Gerçekten sıra dışı, bambaşka bir müzikti ZeN’inki. Sonunda bir formül bulma amacı gütmeyen bir laboratuvar gibi çalışıyordu galiba ZeN. Yalnızca deneyler yapılıyor… Biraz anlatır mısınız ZeN’in müziğini?
Başta aslında beste ve sözlerimiz vardı. Psikedelik-progresif rock gibi bir şeyler yapıyorduk. Fakat sonra belirli elemanlar provaya gelmemeye başladı. Onlar gelmeyince biz parçaları aynı biçimde çalamamaya başladık. Böylece emprovizasyonlar başladı ve bu o kadar hoşumuza gitti ki, devam edelim bu şekilde dedik. Sonra toplu doğaçlama dediğimiz, kolektif emprovizasyon safhasına geçtik. Bunu yapmak için de belli bir emek, belli bir disiplin, belli bir birikim gerektiğini düşünüyorum. Çünkü riskli bir şey, her zaman iyi bir sonuç alma ihtimaliniz olmayabilir. Belli bir kimya gerekli.
Peki bu kimya nasıl oluştu?
ZeN ile çalışırken çok farklı bir durum söz konusuydu. Bir tür komün hayatı gibi bir şey yaşadık. Bir tanesi stüdyo ve benim evim, biri de arkadaşımın evi olan iki yan yana yaşam alanı. Bu iki evin olması bize bambaşka bir yaklaşım getiriyordu. Bana göre dürüst ve sağlam bir biçimde üretim yapıyorduk. Canlı performanslar ve kayıtlar dışında da kendimizi zorlayacak belli fikirler ortaya atıp onlar üzerine yoğunlaşıyorduk. Kudüm velvelelerini inceleyip usul ve makam çalışması yapıyorduk. Hadi kafamıza göre çalalım, yapalım gibi bir durum söz konusu değil. Örneğin, Bakırköy Akıl Hastanesi konseri vardır, o konserin sözleri de müzikleri de tamamen emprovizedir. Fakat biz öncesinde aylarca hastaneye gidip geldik, oradaki hemşire, doktor ve hastalarla, ne bileyim fotoğrafçıyla, kütüphaneciyle konuştuk. Röportajlar yaptık, kitaplar okuduk, fotoğraflar çektik. Böyle bir hazırlanma süreci de oluyordu.
ZeN şimdi bahsettiğiniz gibi konserlerde, sahnede doğaçlamayı merkeze alan bir ekipti. Bir çaldığını bir daha çalmayan ekip olarak anılıyordunuz. Konserler nasıl geçiyordu? Sonuçta stüdyoda bir nevi deney ortamı var ama sahnede karşınızda seyirci oluyor.
Burada o tehlike ve heyecan size belli bir güç getiriyor. Onun bir daha tekrarlanmayacak olması, o anda olmak size belli bir güç getiriyor dediğim gibi. Tabii bunun riskleri de var, sizin konsantrasyonunuzun düşük olması, olan olayların esin verici olmaması gibi durumlar mesela.
Söylediğinizden yola çıkarsak doğaçlamada o an, orada ilham alma durumu mekanla da ilişkili değil mi?
Çok önemi var tabii. Biz çalacağımız sahnenin mutlaka temiz olmasını isteriz. Davulun altındaki baget kıyıntılarını temizleriz. O sahneyi güzelleştirmek önemli. ZeN’de kendi ışık sistemimizi taşırdık, sahne dekorlarını taşırdık. Görsel olarak diyalar, filmler gibi şeyler kullanıyorduk. Bütün bunlar bize ilham veriyordu.
'90’ların ilk yarısında ZeN ile İstanbul alternatif sahnesinde derin bir yarık açtınız ve biz hala o yarığın içindeyiz bence. Bu yarığın bir ucu ’70'ler Türk psikedelik müziğine çıkıyor, diğer ucu da bugüne ve yeni nesil müzisyenlere ışık tutuyor. Yani ilham kaynağı oldunuz günümüzün birçok grup ve müzisyenine. Siz de böyle görüyor musunuz?
Umarım anlattığın gibidir, ben de öyle hissediyorum. Bu etkinin daha da çok olmasını isterdim, bu akımın şimdiki ucunun daha zengin olmasını dilerdim. Fakat şimdi bulunduğumuz nokta da fena değil tabii. Bir sürü müzisyen de bu etkilenme durumundan bahsediyor bana. Çok değişik müzisyenler, gruplar hem de. 'Şu parçayı ezbere çalabiliyorum' diyen bile çıkıyor. Kendi coğrafyasıyla ilişki kuran müzikleri seviyorum. Globalizmin oturuşuyla mı, kültürel emperyalizmin baskılarıyla mı oluşuyor bilmiyorum ama, birtakım oturan formüller var müzikte. Gitara ve gitar kahramanlarına tapınıldığı kadar, saza ve onun kahramanlarına ilgi, saygı ve sevgi yok. Türkiye’de ve dünyada bir artış var ama yeterli değil. Popüler olmak için yollar çok belli aslında. Gerçekten içimizde olan müziğin peşinde olmak daha önemli bence, çünkü hayat geçiyor.
Sazla hiç yapılmamış şeyleri yaptığımı düşünüyorum, gerek ZeN’de, gerek BaBa ZuLa’da. Tavır ve yaklaşım olarak yeni şeyler ürettim. Usul ve ayakta değişikliklere gidiyorum, makam genişletiyorum, kimilerinin müzik olarak adlandırmayacağı tavırları müzikal hale getiriyorum, birtakım sesleri katıyorum, kabul edilmeyen notaları kullanmaktan çekinmiyorum.
Murat Ertel
Murat Ertel

Murat Ertel

© Aylin Güngör

BaBa ZuLa dönemine yaklaşalım biraz, çünkü bu dönemle birlikte sazınız ön plana çıkıyor. Saz çalma stiliniz çok özel. Siz Orhan Gencebay için 'kentli saz üslubunu getirdi' diyorsunuz bir belgeselde. Ben de sizin kentli saza ikinci bir evrim yaşattığınızı düşünüyorum. Bunun bir tabanı olmalı. Saz ile ilişkiniz nasıl gelişti?
Öncelikle ailem beni çok etkiledi. Geniş müzik zevki olan insanlardı. Klasik Batı müziği de dinlenirdi, halk müziği de; Bob Dylan da dinlenirdi, Afrika müziği de. Bu benim 1960’lardan beri gördüğüm bir şeydi. Aşıklar özellikle benim için önemliydi, bu kültüre karşı büyük bir saygı ve sevgi vardı içimde. Aşıkların kendileri zaten eve gelip giderlerdi. Beni en çok etkileyen isimse, Aşık İhsani olmuştu. Uzun saçlı ve uzun sakallı bir insandı, dışavurumcu bir stili vardı. Balta’yı dinleyin mesela bu ne biçim vokal dersiniz, taşıyor adam.
Ev sizin için aslında okul oldu diyebilir miyiz o zaman?
Ben bir açıdan meşk etme durumunu yaşamış olabilirim. Meşk etme, öğrencinin ustayı dinlemesi ve ondan görerek öğrenmesi anlamına geliyor. Babam grafik tasarımcıydı ve Ruhi Su’nun albümlerinin sanat yönetmenliğini yapıyordu. Ruhi Su yaşamı boyunca tüm albümlerini bizim evde çaldı. Bu törensel bir durumdu. Babam o anları makara bantlara kaydeder ve defalarca dinler, dinler kapağı kurgulardı. Böyle bir meşk eğitiminden geçtim diyebilirim.
Kentli saz üslubu dediğimiz için kıyaslıyorum. Bu üslubu başlatan Gencebay’a baktığımızda o fazla teorik bir müzisyen aslında. Sizin punk-avangart bir tarafınız da var. Onda epey arabesk damarı var, sizde ise Orta Anadolu’dan Orta Asya’ya uzanan bir esinlenme ve ruh. Kendi stilinizi nasıl anlatırsınız?
Tam olarak öyle, ben Arap ve Kuzey Afrika kültürü ile çok ilgilenmiyorum. Dediğiniz gibi benim hattım İstanbul-Trakya’dan Anadolu’ya oradan da Orta Asya’ya uzanan yol. Bunlar benim için esas kaynaklar. Sazla hiç yapılmamış şeyleri yaptığımı düşünüyorum, gerek ZeN’de, gerek BaBa ZuLa’da. Tavır ve yaklaşım olarak yeni şeyler ürettim. Usul ve ayakta değişikliklere gidiyorum, makam genişletiyorum, kimilerinin müzik olarak adlandırmayacağı tavırları müzikal hale getiriyorum, birtakım sesleri katıyorum, kabul edilmeyen notaları kullanmaktan çekinmiyorum.
Müzik kariyerinizin her döneminde yaptığınız işler, benzersiz işler. Bu yaratıcılığın, yenilikçi ve öncü yaklaşımın sırrı nedir?
Şu anki duruma gelmek için çok emek harcayıp, çok çaba sarf ettiğimi söyleyebilirim. Devamlı kendimden daha iyi olmak gibi bir hedef için çalışıyorum. Çok fazla üstat ve esin kaynağı insan var, oturup da ben şu kişiden daha iyi saz çalacağım demektense, kendimi aşmak üzerine çalışıyorum. Bu daha zorlu bir rekabet, bitmeyen, ulaştıkça yenilenen ve tazelenen bir hedef.
Bu hedefin peşinde koşmak için yeteneğin yanı sıra ciddi bir birikim gerekiyordur değil mi?
Emprovizasyon ve sanat yapmak için, bir duruşunuz ve bakış açınız olması gerekiyor. Ayrıca tüm sanat dallarıyla da ilgilenmelisiniz bence. Resim, şiir, tiyatro, sinema, müzik gibi dallarda sürekli bilgi edinen çok şanslı bir insan olarak görüyorum kendimi. Çocukluktan beri bu imkanı elde etmiş olduğum için bir birikim söz konusu. Edip Cansever yayınlamadığı şiirini herkese okutmaz, bu müthiş bir olay. Bizim ailenin sofrasında her işin mutfağını görme şansım oldu.
Round Robin için keyif aldığım, inandığım müzisyenleri seçmeye gayret ettim, kimilerini de tavsiye üzerine davet ettim. Kürasyonu yaparken hep bir hayal gerçekleştirme güdüsüyle yaklaştım ve doğaçlamanın şaşırtıcı ruhuna uygun olmasını istedim.
Murat Ertel
Round Robin'in küratörlüğünü Murat Ertel üstlendi

Round Robin'in küratörlüğünü Murat Ertel üstlendi

© Levan Uzbay

Doğaçlama alanında yetenekli olmanın bir sırrı var mı peki?
Gördüğüm kadarıyla virtüöz mertebesinde birçok insanda ve yazılı notayı çalma üzerine konsantre olmuş müzisyenlerde bir doğaçlama kabızlığı oluyor. Korku ile yapamama durumu sanırım. Hadi bir şey çalalım denilince donup kalabiliyorlar, ben başka bir yerden girip enteresan bir noktaya gelebiliyorum, bu benim güçlü olduğum nokta. Bana da önüme şak diye iki sayfa nota koyup haydi seyircinin önüne deseniz, ben de gece vakti araba farı görmüş kedi gibi olurum.
Şimdiye dek birlikte çaldığınız isimler arasında aynı anı paylaşmaktan en mutlu olduğunuz, birlikte stüdyoda emprovize yapmak çok keyifliydi dediğiniz bir isim var mı?
Aklıma ilk olarak Jaki Liebezeit geliyor. Onunla çaldığımız zaman başka bir boyuta geçiyorduk. Hem hayran hem arkadaş olduğumuz, hem de usta ve üstat bir müzisyen sonuçta. Onunla çaldığımız zaman gerçekten başka bir ruh haline giriyorduk. Kimya tutuyordu ve bu çok hoş bir şey.
Küratörlüğünü üstlendiğiniz Round Robin’de birbirinden değerli isimler var. Bu isimleri belirlerken nasıl bir yol izlediniz ve o gece ne bekliyorsunuz?
Bol bol sürpriz bekliyorum açıkçası. Keyif aldığım, inandığım müzisyenleri seçmeye gayret ettim, kimilerini de tavsiye üzerine davet ettim. Kürasyonu yaparken hep bir hayal gerçekleştirme güdüsüyle yaklaştım ve doğaçlamanın şaşırtıcı ruhuna uygun olmasını istedim. Birbirleriyle nasıl çalacaklar, açıkçası ben de çok merak ediyorum. Bu proje bana geldiğinde çok mutlu oldum çünkü doğaçlama müziğin gerçek müzik olduğuna inanıyorum. Hiçbir cilalama, paketleme yok. Çok dürüst ve cesur bir yaklaşım. O akıcılıkta yalansız, bütün hatalarla, günahlarla ortaya çıkan bir şey olduğu için çok heyecan verici. Round Robin’in küratörü olmak gurur verici.
Sahnede buluşacak müzisyenler kadar seyirci için de bambaşka bir deneyim olacak galiba değil mi?
Kurgularken görsel olarak da desteklemeye karar verdim, tıpkı ZeN ve BaBa ZuLa sahnelerinde olduğu gibi. Ön planda tabii ki müzik olacak fakat bir video mapping de eşlik edecek performanslara. Aynı zamanda yuvarlak bir sahne kullanacağız. Mekanın ortasında konumlanacak bu sahnede iki müzisyen bazen karşı karşıya bazen yan yana duracaklar.

Bu haberin içinde

RED BULL MUSIC FESTIVAL ISTANBUL

5 gün, 60 sanatçı, tek festival! Red Bull Music, New York, Los Angeles, Paris, Sao Paulo gibi şehirlerden sonra İstanbul’a yepyeni bir festival kazandırıyor.

Etkinlik Hakkında Bilgi