VJ Bülent
© VJ Bülent
MÜZİK

Şimdi Neredeler: VJ Bülent

90’larda Kral TV’de pop şarkıcıları kadar ünlü olan VJ Bülent, şimdi Yunanistan’daki hayatını ve bir dönemin onda bıraktığı izleri anlatıyor.
Yazar: Melis Danişmend
10 dakikalık okumaPublished on
Ben Bodrum’dayım, o ise Yunanistan’da. Telefon üzerinden irtibat kuruyoruz VJ Bülent’le. Sizi anında 90’lara ışınlayan huzurlu bir ses tonu, çocuk gibi kikirdeyen bir gülüşü var. 1996’da Kral TV’de VJ’liğe başlayan, aslen Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunu olan, koltuğunun altında birden fazla karpuzla götürdüğü iş yaşamının ardından artık bir tür inzivaya çekilen Bülent Çarıkçı’nın keyfi şu an yerinde. Yunanistan’da hayal ettiği gibi bir yaşam sürüyor. Sohbet ederken kimi zaman 90’lara dönüyoruz, kimi zaman da bugünlere…
Sizin Yunanistan’da olduğunuzu bilmiyordum, Edirne’de yaşadığınızı zannediyordum. Hangi şehirdesiniz?
Selanik, Atamızın evine çok yakınız. Aslında Kavala var, sanki küçük bir İzmir ya da Bodrum gibi, çok da güzel bir yer. Bizim maceramız oraya tatile gitmekle başladı arkadaşlarımla. Çok etkilendim. Ayıptır söylemesi deniz ürünlerini çok severim, her yer ahtapotçu dolu. Sabah kahvaltısında bile ahtapot yedim, doyamadım.
Bu durumda deniz ürünleri mi oraya yerleşmenize vesile oldu?
A yok, öyle bir şey diyemem. Her şeyden biraz biraz. Mesela biraz o, biraz deniz. O Bodrum, İzmir havası sıcak hissettirdi. Bir kere çok ucuz, bunun da etkisi var. Çok küçük paralarla yaşayabileceğimi düşündüm. Hayatımın bundan sonraki bölümünde başka işlerde çalışmanın, birilerinin boyunduruğu altında kalmanın manasız olduğunu düşündüm. ‘Var olanla yetinebilirmişim’ dedim. Ama Türkiye’de böyle bir şey mümkün değil. O yüzden buna karar verdim ve dedim ki, ‘Bülent neden bu kadar çok yıpratıyorsun kendini?’ Bütün arkadaşlarım ‘Saçmalama, 50 yaş emekli olmak için çok erken bir yaş’ dediler. Ama bu benim kararım. Mesela Özlem Tekin’e bakıyorum, o da Bodrum’da bir köyde. Hayko Cepkin Kuşadası’nda, Murat Kekilli bir karavanda yaşıyor. Sanırım çok çalıştık ve yıprandık.
Her gece VJ’lik yapıyordum, sonra gece kulüplerinde şarkı söylüyordum...

Her gece VJ’lik yapıyordum, sonra gece kulüplerinde şarkı söylüyordum...

© VJ Bülent

Siz yıllarca büyük mesai harcadınız. Bir yandan tek alanda da değil, neredeyse sanatın her koluna el atmış durumdaydınız.
Teşekkür ederim, aynen öyle. Her gece canlı yayına çıkıp VJ’lik yapıyordum, oradan çıkıp gece kulüplerinde şarkı söylüyordum, bir yandan Ayrılsak da Beraberiz dizisinde oynuyordum, hafta sonları da Kandemir Konduk’un tiyatrosunda matine-suare oyun oynuyordum. Boşum yoktu. Deli gibi çalışıyordum.
Nasıl yetişiyordunuz hepsine?
O zaman gençlik vardı, o enerjiye sahiptim.
E hâlâ gençsiniz. Siz de öyle demeyin, 70 yaşında gibi konuşuyorsunuz.
(Gülüyor) Sağolun. Böyle konuşunca bozuluyor arkadaşlarım. Ruhum 70 ama bunu itiraf edeyim. Çok yorgunum.
Neden yorgunsunuz? Sadece çalışmaktan mı?
Biraz önce saydıklarımı bir gün içerisinde yapıyordum. Sıralamasını yapayım: Sabah uyanıyordum, 7:30’da Ayrılsak da Beraberiz’in setine gidiyordum. Hiç dinlenmeden 20:00’ye kadar çalışıyordum. 20:00’de Kral TV’nin arabası alıyordu, canlı yayına gidiyordum. 23:00-02:00 arası canlı yayına çıkıyordum. Konuş konuş konuş. Bitiyordu, gece kulübüne gidiyordum. 03:00-06:00 arası sahnedeydim. Ve bazı geceler eve hiç uğramadan, aynı kıyafetle -rezillik ama ne yapayım zaman yoktu- tekrar arabaya binip dizi setine gidiyordum.
E peki ne ara uyuyordunuz?
Hah şimdi ona gelelim. Resmen masaların üstünde uyuyordum. Ayrılsak da Beraberiz’in setinde birileri beni bulamıyorsa, arkadaşlarım ‘Bülent masada uyuyor’ derlerdi. Her yerde uyuyabilirim. Sandalyede, masada uyuyarak uyku kalitemi tutturdum; hem de makyajımı hiç bulaştırmadan. Tık uyanırım, oynarım sonra yeniden uyuyabilirim. Bu meslek sayesinde böyle şeyler geliştirdim (gülüyor).
Bir yandan da çok sağlıksız bir şey. Hele siz sesinizle iş yapıyordunuz. Esas onun için uyumanız şart.
Aynen öyle. Ama gençlik onu kaldırdı demek ki. Ne grip oldum Allah’a şükürler olsun, ne hasta oldum. Şekerim, kolesterolüm son derece yerindedir. Güzel beslenirim. Sigaram yok, içkim yok, uyuşturucum yok. Gece hayatını çok iyi bilirim ama içkiyi sevmem.
Ne kadar sürdü o dönem?
14 yıl sürekli Kral TV, sekiz yıl dizi, üç sene falan sahne, üç-dört sene de tiyatro.
Siz Mimar Sinan Üniversitesi Tiyatro Bölümü mezunusunuz. Değerli bir okulda iyi bir eğitim alarak yetişmişsiniz. Bir yandan sadece oyunculukla yetinmemişsiniz. Bu kadar çok yönlü olmanızın sebebi neydi?
Yetmez bana bazı şeyler. Ben biraz doyumsuzumdur. Ama bu arada para kazanmayı da istiyordum, o da bir gerçek. Az kazancı olan, orta direk bir ailenin çocuğuydum.
Memur bir aile miydi?
Annem konfeksiyonda işçiydi, babam da memurdu.
Siz göçmen bir ailesiniz.
Evet Selanik’ten göçmüşüz.
Başladığınız yere geri dönmüşsünüz yani.
Tabii biraz öyle oldu. Biraz onun etkisi de var, biraz da affedersiniz köpek gibi çalıştım, artık bunun keyfini sürmeliyim dedim. Bu benim bir gecede verdiğim bir karardı.
Bir gecede mi?
Aa tabii ki. Taşınma maşınma uzun sürdü ama bir gecede karar verdim. Bir de beni çok korkutan şeylerden bir tanesi İstanbul depremi. Bu benim için bir fobi, uzaklaşmak istedim. Yani her şeyden bir parça sebep oldu taşınmama. Denize bakmak istedim, bir ormanın içinde uyanmak istedim. Mesela 10 gün üst üste dışarıdan yemek söylemenin lüksüne varmak istedim. Belki küçük şeyler bunlar ama çok çalışmaktan deformasyona uğramışım ben. Birazcık da tükenmişlik sendromu olabilir. 24 saate dört iş sığdırmak ne demek! Şu anda orada olup bunları yapmak istesem ne para kazanabilirim ne iş yapabilirim. Ve iyi ki de çalışmışım o dönem.
Ne kadar oldu taşınalı?
Dört buçuk beş seneye geliyor.
Nasıl geçiyor günleriniz?
Ayy çok güzel geçiyor. Burada nehirler var, balık tutmaya gidiyoruz. Ben balık pek tutamam ama oradaki sohbet beni çok mutlu ediyor. Tabii yemeği de çok severim.
Güzel güzel balığınızı tutuyorsunuz, yaşıyorsunuz ama iş namına yeni bir şeyler var mı?
Türkiye’deyken planladığım, beni çok mutlu eden bir proje var. Yıldız Tilbe’yle çok güzel bir single hazırladık.
Nasıl bir şey oldu?
Yıldızcığım benim çok eski dostumdur. Bütün Türkiye ona aşık, ben de onu çok seviyorum. Arkadaşlığımız Kral TV yıllarına dayanıyor. Zurna ve Can Damarımsın albümlerini çıkardım. Hayalimdi, ondan bir şey okumayı çok istiyordum ama o dönemler o çok yoğundu. Bu hayalimi anlattım bir gün. Sağolsun stüdyoda buluştuk, düet yaptık, çok güzel bir şarkı hatta iki şarkı oldu. Aslında vokaller, kayıt her şey bitmişti ama pandemi dolayısıyla kaldı. Benim İstanbul’a gelip klip çekmem şu an çok zor. Orası da kaynıyor, burası da. Uzun zamandır gitmedim İstanbul’a. Bundan herhalde iki ay önce sadece üç saatliğine uğradım. O da Nişantaşı’ndaki evimi satmak için.
"Yıldız Tilbe'yle arkadaşlığımız Kral TV yıllarına dayanıyor"

"Yıldız Tilbe'yle arkadaşlığımız Kral TV yıllarına dayanıyor"

© VJ Bülent

O kadar kısa?
O kadar. Yani Taksim’e gidip Kızılkayalar’dan sarımsaklı hamburger yiyecektim, ona bile zamanım olmadı. Çok özledim. Oradan İnci Profiterol’den eve paket getirmek istiyordum, Taksim’e bile gidemedim.
Peki bu kadar zamandır gelmemenizin sebebi nedir?
E özlememek! (gülüyor) İşlerimi, sevgilimi, hayatımı İstanbul’da bıraktım. Ama İstanbul’a nefret duygusu olan biri değilim. Hani şairlerin anlattığı ‘Aziz İstanbul’ var ya, aynen aziz bir şehir benim için. Sadece bağlarım koptu artık.
Vadesi dolmuş sizin için.
Sanırım. Kibarca vedalaştım İstanbul’la. Her zaman çok güzel, beni şöhret eden, şu anda ayıptır söylemesi kimseye muhtaç olmadan, kira derdim olmadan yaşadığım bir hayatı bana İstanbul sundu.
Siz bir ara Edirne’de de yaşadınız mı?
Tabii ki ailem orada benim. Orada doğdum. Çok güzel bir şehirdir, muhteşemdir. Tekirdağ’da halamlar var, Kırklareli’nde dayımlar var, bütün Trakya’da akrabalarımız var.
İlkokul bitene kadar da Edirne’de babaannenizin yanında köyde yaşamışsınız.
Dördüncü sınıfa kadar evet. Sonra İstanbul’a geldim, annemle babamın yanına. Benim için babaanneciğim çok değerlidir, ikinci annemdi. Perşembe gecesinden özel bir hayır tabağı hazırlarım. Bazen sokak hayvanlarına yemek indiririm, bazen birkaç komşumuza yemek götürürüm. Tavuklu pilavım meşhurdur, tatlı götürürüm. Babaanneciğimin hayrına.
Mutfağa meraklısınız değil mi?
Çok. Yemek yemeyi de severim. Bunlara hasret büyümüşüm bir de çalışmaktan. Karnıyarıklar, ıslak kekler, San Sebastian cheesecake yapmak… Benim için bunlar çok güzel şeyler.
"Ben sahneye ilk olarak Zerrin Hanım’ın vokalisti olarak çıktım"

"Ben sahneye ilk olarak Zerrin Hanım’ın vokalisti olarak çıktım"

© VJ Bülent

Siz 90’larda televizyonun en tanınan yüzlerinden biriydiniz. O dönemi hangi şarkıyla tasvir edebilirsiniz mesela?
Yıldız Tilbe-Delikanlım’la başlayayım mesela. Zerrin Özer-Olay Olay. Benim için muhteşem bir albümdür. Ben sahneye ilk olarak Zerrin Hanım’ın vokalisti olarak çıktım. Benim için çok önemli bir insandır, beni bambaşka bir yere taşımıştır. Yoksa VJ’lik maaşıyla evim, arabam hayatta olamazdı. Sömürüldük yani, çok küçük paralar aldık.
O dönem özel kanallar açıldı, müzik kanalları kuruldu, Türk pop müziği çok yükselişe geçti. Şu anki en büyük isimler o dönemin genç yıldızlarıydı. Birçok ismin ilk şarkısını, albümünü sundunuz ekrandan. Bunun bir parçası olmak size ne hissettiriyor? Yaptığınız işin bir yandan Türk müzik tarihinde bir yeri var.
Çok doğru. Ve benim herkesle sohbetim vardır. Bu ülkede tanıdığınız herkesle tanıştım. Tarkan, Sezen Aksu, Hande Yener, Nazan Öncel, Ajda Pekkan, Aysel Gürel… Mustafa Sandal’ın elinde kasetiyle Kral TV’ye geldiği zamanları hatırlıyorum. Bir döneme tanıklık ettim.
Bugünden o döneme baktığınızda ne düşünüyorsunuz?
Ben iyi niyetle gülümsüyorum geçmişe. Şöhret olmaya, para kazanmaya çalışan, iş uğruna savaş veren genç bir bireydim. Şimdiki aklım olsa çok daha başka yaşardım. Ama çok iyi niyetle deli gibi çalışan bir tiptim. 96’da başladı maceram, kapandığı güne kadar da Kral TV’deydim. 90’lar furyası denilen şeyin içinde var olmuşum. Belki de hala hatırlanmamın, takdir edilip sevilmemin ya da sempati duyulmamın en büyük sebeplerinden biri, 90’lar denilen o büyük rüzgarın içerisinde dev starları ya da no name isimleri sunarken aslına en az onlar kadar popüler oluşum.
Nasıl başlamıştınız VJ’liğe?
Ne olduğunu bile bilmeden VJ oldum aslında. Öğrenciydim, para kazanmak istiyordum. Konservatuarda Ayşın diye çok sevdiğim bir arkadaşım vardı, o haber verdi. Aslında sadece bana değil, bütün sınıfa söyledi. Sınıf-dönem arkadaşlarım da Nejat İşler, Yetkin Dikinciler, Engin Günaydın, Timuçin Esen… Üst sınıflarımızda Okan Bayülgen, Meltem Cumbul vardı.
Kıyafetleriniz çok gösterişliydi, hatırlıyorum.
Onlar tamamen benim seçimimdi. Şapkalarım, kıyafetlerim… Bana tabii çok normal geliyordu ama insanlara marjinal geliyormuş meğerse. İyi ki de gelmiş, bak akılda kalmış. Tiyatrodan geldiğim için sanırım biraz teatral baktım her şeye. Yoksa çok planlı programlı değildi. İlk başlarda negatif de algılandım. Beni sevenler kadar sevmeyenler de vardı. Ama sonra zaman haklı çıkardı beni, negatif algı pozitife döndü. Ben köyden gelmiş, konservatuar okuyan, sıradan, düz bir insandım aslında. Bence en büyük farkım, çok iyi niyetliydim. Şimdikiler gibi cinlik yoktu bende. Hayatta iyi insanlarla karşılaştım, tabii ki kötülerini gördüm, ismini nefretle anacağım insanlar da vardır ama ne yapayım, o rüzgarın içinde bunları da gördüm.
Şimdi Youtube kanalı açmak gibi bir düşünceniz yok mu?
Yok öyle şeylere sıcak bakmıyorum.
Sizi özleyenler de var.
Sağolsunlar ama öyle bir duygum, enerjim yok. Olan enerjimle bugüne kadar izleyemediğim filmleri izliyorum, okuyamadığım kitapları okuyorum.
Kaçırdığınız bir hayatı yaşıyorsunuz adeta.
Tabii ki aynen öyle. Yapamadığım tatlıları, yiyemediğim yemekleri yemek, gezemediğim AVM’leri gezmek istiyorum (gülüyor). 13:00’te uyanıyorum mesela, 16:00’da kahvaltı yapıyorum. Bunlar benim için özlenen şeylerdi. Meditasyon müzikleri dinliyorum, doğa müziği, yağmur sesleri… Sözsüz. Söz duymak istemiyorum. Zaten kafamın içi yeterince dolu. Pişmanlık gibi anlatmıyorum. Çok memnunum, daha dincim. Kedi sahiplendim, yürüyüşlere başladım son bir buçuk yıldır. Günde 10 bin adım atıyorum. Belki de çoğu insanın arzu ettiği, rahat bir hayat. Bunu istiyordum. Ruhumu bedenimi yıkamak istedim. İstemeden radyasyon almış bir vücut gibiydim. Yıkandım temizlendim. Bayağı bayağı iyiyim.